Bugün, güneşli bir cumartesi öğlen üstüsünde, ayık kafayla gündüz gözüyle başlıyorum yazıma. Bu sefer bana yeni demlemiş olduğum taze çayım ve vişne suyum eşlik ediyor, arka fonda da hayat veren güzel nameler süslüyor odamı. Melankolik yazılar da bir yere kadar tabi, gerçek kişiliğimi yansıtan hayat dolu bir yazı yazma gayretindeyim bu denememde.
Hava da bir açıp, bir kapanıyor o da benim gibi dengesiz biraz. Ben de güneşi gösterip, kapatan mavi gökyüzü üzerine serpiştirilmiş beyaz bulutlu havalar gibiyim, kişiliğimi anlatmak için güzel bir örnek oldu diyebilirim bu.
Çevremde bahar depresyonu mudur, nedir bilmiyorum ama bu ara çok depresif arkadaşım var. Onlara elimden geldiğince yardım ederken, kendimi biraz kötü hisseder gibi oldum ama yine toparladım kendimi çok şükür. Bu yazıyı depresyona meyilli arkadaşlarıma armağan edeyim en iyisi ben. Hayatın güzel yönlerini göstermeye çalışacağım elimden geldiğince.
The Secret (Sır) diye bir kitap vardı. Bundan birkaç yıl öncesine kadar dünyayı kasıp kavuran, best seller olan bir kitap çoğunuz hatırlar. Ben de elime alıp okumaya başlamıştım ama aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmasından çok sıkılıp, kapağını kapatıp ana fikri anlayanlardanım. Çok saçma gelen yönleri vardı kitabın ama ana fikri bence gayet doğruydu. "Sen dünyaya pozitif enerji yayarsan, o sana pozitif yansır" gibisinden bir ana fikri vardı söylemek istediği. Kitabı okudum, sonra düşündüm biraz... Ve dedim ki "Adamlar hayatın şifresini çözmüş aga" Sonra uygulayım dedim bu felsefeyi ve şaşırtıcı sonuçlar almaya başladım. Auramın çok tuhaf bir şekilde çok güçlü olduğunu farkettim. Örnek vermek gerekirse; uzun süre muhattap olduğum insanlarla aynı anda aynı şeyleri düşünmek, batak, okey vs oyunlar oynarken çok çene yapıp kendime güvenerek oynadığımda iyi eller gelmesi gibi falan filan... Kendi hayatımda bunu uyguladıktan sonra mutsuz arkadaşlarıma tavsiye amaçlı hayata pozitif yönleriyle bakmayı aşıladım. Beni dinleyip uygulayanlar gerçekten mutlu oldular.
"İyi tamam, hayata pozitif yönlerinden bak diyorsun da nasıl bakalım" diyenler olacaktır. Aslında olayın ana kahramanı "gülümsemek", çevrenizde somurtkan insanlar varsa sizin mutlu olmanız beklenemez eğer böyle sadist bir kişiliğe sahip değilseniz tabi. Çevrenizdeki her şey üstünüze bile gelse siz yine de gülümseyim, çevreniz de sizden etkilensin onlar da gülümsesin. Konar, göçer dertleri fazla büyütmeyin kafanızda, küçük sorunlarla uğraşmak küçük insanların işidir. O yüzden boşverin takmayın çoğu şeyi diyorum size ve yazımın sonunda size anlatmak istediklerimi en iyi açıklayacağını düşündüğüm bir şarkıyla veda ediyorum :) http://fizy.com/#s/1i0uyq Pijama - Boşvermişim Dünyaya ;)
31 Mart 2012 Cumartesi
18 Mart 2012 Pazar
"İlk Görüşte Aşk" büyük bir yalandır
Bu gece sevip, sevilme olayına kafa yormak istiyorum. Söylediği sizleri çok sevdiğim kelimelerle arası gayet iyi olan Oscar Wilde'ın "Kadınlar kulaklarıyla sever, erkekler gözleriyle." sözü bu yazıyı yazmama neden oldu diyebilirim. İstisnalar kaideyi bozmaz diyerekten sözün hakkıyla söylenmiş bir söz olduğunu düşünüyorum. O istisnai durumlardan biri de benim aslında ama genele vurursak durum bu.
Şimdileri pek sorgulamıyorum ama eskiden sevgilim olan insanların, kısa süreli takıldığım insanların, tanımaya çalıştığım insanların beni ne için sevdiğini hep sorgulardım.Hiç unutmam yıllar önce bir gece, çok yakın arkadaşlarıma bile beni neden seviyorsunuz diye mesaj attığımı hatırlarım :) doğal olman, güvenilir olman, sen olduğun için... gibi cevaplar gelmişti arkadaşlarımdan, neyse konumuzun dışına çıkmak istemiyorum. Arkadaşlık ilişkilerinden çok gönül ilişkileri hakkında yazmak istediklerim. Şöyle bir düşündüm bu gece, "kız arkadaşlarım beni neden sevdi, eğer gerçekten sevdilerse?" diye. Daha sonra da "Peki ya ben neden onları sevdim?" dedim, Oscar Wilde'ın sözü işte burada yardımcı oldu bana. Kendimi anlatabildiğim kızları etkileyebilmiştim ben ve ne yazık ki çenemin tavan yaptığı çoğu kız aslında benim gerçek aşkım değildi belki de onu farkettim. Çünkü düşündüm de gerçekten aşık olduğum kişiyle konuşurken nefes almak bile zor geliyordu kalbimin çarpıntısından, yaşadığım heyecandan, kelimeleri yan yana dizmek, diğer kızlara yaptığım gibi kendi deyimimle kelimeleri dansettirmek ne mümkün. Ama ben de onları zamanla sevmeyi öğrendim ve çoğunun düşüncelerine aşık oldum diyebilirim. Kadınlar aslında doğru olanı yapıyordu kulaklarıyla seviyorlardı. Benim düşüncelerimi, yaptıklarımı, hayallerimi, zevklerimi seviyorlardı. Yanlışı biz yapıyorduk halbuki, biz dış görünüşe aşık oluyorduk daha hiç tanımadan, kim olduğunu bilmeden... Düşündüğümde bu kadını bir seks objesi olarak görmek gibi bir şeydi belki de onun dış görünüşünü sevmek, bir kadına "sadece" "güzelsin" demek bir nevi hakaret sayılırdı bence, iltifat onun davranışlarına yapılmalıydı. Bilmiyorum beni dış görünüşüm için seven de olmuştur belki, ahım şahım bir dış görünüşüm yok aslında ama bunun şüphesinden bile rahatsız olmuşumdur hep, "beni dış görünüşüm için sevme" diye çok tembihlemişimdir karşımdakine. Çünkü Allah'ın bahşettiği bir özelliktir dış görünüş ve ben onu elde etmek için hiçbir çaba göstermedim.Benim için çaba gösterdiğim özelliklerim daha değerli olmuştur her zaman ve olması gereken de bu bence. Aksi takdirde, insana kendini boş insanmış gibi hissettirebiliyor bu tutum. Eğer dış görünüşe göre seveceksen de birini, yüzündeki bir yara izini sev, çok neşeli birinin dudaklarının etrafında oluşmuş kırışıklıkları sev ne bileyim yaşamına dair bir şeyi sev. Göreceksiniz ki, mutluluk bir kızın 90-60-90 fiziğinde ya da bir erkeğin müthiş baklava şeklinde karın kaslarında değil, mutluluk en kötü anında bile sana tebessüm ettirebilen seni anlayan birinde.
Bunları ben yazıyorum, saçmalamışsın diyen de olabilir elbet haklı da olabilirler kendi düşüncelerimi paylaştım. Dış görünüşünden etkilenmediğiniz,düşünceleri size uygun olan biriyle de sevgili olun demiyorum onlardan da çok güzel arkadaş olur belki de. Ama gönül ilişkisi kuracağınız birini seçerken de bir tutam dış güzellik koyarken, iki tutam da iç güzellik koyarak hazırlayın size uygun olan karışımı.
Dipnot: Bunu yazan kişi, tuhaf bir insandır. Hiç görmediği birinin sadece sesini duyarak, düşüncelerine ve tatlı diline aşık olmuş ona "dış görünüşün nasıl olursa olsun seni seveceğim" demiş ve gördüğünde daha da çok sevmiş sıradışı ilişkiler aşamış bir adamdır. Yazım abartılı gelmişse pek takmayın derim :)
Şimdileri pek sorgulamıyorum ama eskiden sevgilim olan insanların, kısa süreli takıldığım insanların, tanımaya çalıştığım insanların beni ne için sevdiğini hep sorgulardım.Hiç unutmam yıllar önce bir gece, çok yakın arkadaşlarıma bile beni neden seviyorsunuz diye mesaj attığımı hatırlarım :) doğal olman, güvenilir olman, sen olduğun için... gibi cevaplar gelmişti arkadaşlarımdan, neyse konumuzun dışına çıkmak istemiyorum. Arkadaşlık ilişkilerinden çok gönül ilişkileri hakkında yazmak istediklerim. Şöyle bir düşündüm bu gece, "kız arkadaşlarım beni neden sevdi, eğer gerçekten sevdilerse?" diye. Daha sonra da "Peki ya ben neden onları sevdim?" dedim, Oscar Wilde'ın sözü işte burada yardımcı oldu bana. Kendimi anlatabildiğim kızları etkileyebilmiştim ben ve ne yazık ki çenemin tavan yaptığı çoğu kız aslında benim gerçek aşkım değildi belki de onu farkettim. Çünkü düşündüm de gerçekten aşık olduğum kişiyle konuşurken nefes almak bile zor geliyordu kalbimin çarpıntısından, yaşadığım heyecandan, kelimeleri yan yana dizmek, diğer kızlara yaptığım gibi kendi deyimimle kelimeleri dansettirmek ne mümkün. Ama ben de onları zamanla sevmeyi öğrendim ve çoğunun düşüncelerine aşık oldum diyebilirim. Kadınlar aslında doğru olanı yapıyordu kulaklarıyla seviyorlardı. Benim düşüncelerimi, yaptıklarımı, hayallerimi, zevklerimi seviyorlardı. Yanlışı biz yapıyorduk halbuki, biz dış görünüşe aşık oluyorduk daha hiç tanımadan, kim olduğunu bilmeden... Düşündüğümde bu kadını bir seks objesi olarak görmek gibi bir şeydi belki de onun dış görünüşünü sevmek, bir kadına "sadece" "güzelsin" demek bir nevi hakaret sayılırdı bence, iltifat onun davranışlarına yapılmalıydı. Bilmiyorum beni dış görünüşüm için seven de olmuştur belki, ahım şahım bir dış görünüşüm yok aslında ama bunun şüphesinden bile rahatsız olmuşumdur hep, "beni dış görünüşüm için sevme" diye çok tembihlemişimdir karşımdakine. Çünkü Allah'ın bahşettiği bir özelliktir dış görünüş ve ben onu elde etmek için hiçbir çaba göstermedim.Benim için çaba gösterdiğim özelliklerim daha değerli olmuştur her zaman ve olması gereken de bu bence. Aksi takdirde, insana kendini boş insanmış gibi hissettirebiliyor bu tutum. Eğer dış görünüşe göre seveceksen de birini, yüzündeki bir yara izini sev, çok neşeli birinin dudaklarının etrafında oluşmuş kırışıklıkları sev ne bileyim yaşamına dair bir şeyi sev. Göreceksiniz ki, mutluluk bir kızın 90-60-90 fiziğinde ya da bir erkeğin müthiş baklava şeklinde karın kaslarında değil, mutluluk en kötü anında bile sana tebessüm ettirebilen seni anlayan birinde.
Bunları ben yazıyorum, saçmalamışsın diyen de olabilir elbet haklı da olabilirler kendi düşüncelerimi paylaştım. Dış görünüşünden etkilenmediğiniz,düşünceleri size uygun olan biriyle de sevgili olun demiyorum onlardan da çok güzel arkadaş olur belki de. Ama gönül ilişkisi kuracağınız birini seçerken de bir tutam dış güzellik koyarken, iki tutam da iç güzellik koyarak hazırlayın size uygun olan karışımı.
Dipnot: Bunu yazan kişi, tuhaf bir insandır. Hiç görmediği birinin sadece sesini duyarak, düşüncelerine ve tatlı diline aşık olmuş ona "dış görünüşün nasıl olursa olsun seni seveceğim" demiş ve gördüğünde daha da çok sevmiş sıradışı ilişkiler aşamış bir adamdır. Yazım abartılı gelmişse pek takmayın derim :)
2 Mart 2012 Cuma
Hayatı Anlama ve Anlatma Çabalarım Vol:1
Saat sabaha doğru 6'ya doğru gelirken bu sefer aldığım yüksek dozda kafeinin de yarattığı gece kafasıyla yazıyorum yazımı...Geçmişimle olan yüzleşmem bu aralar daha çok kendini gösterir oldu, hayli düşünmekten olsa gerek uyku sorunu yaşadığımı düşünüyorum.Bazen beynimi aldırmak istediğim oluyor, o zamanlardan biri de şu an içinde bulunduğum andır.Zaten bilim insanlarının dediğine göre insan hayvanı dediğimiz malukat beyninin %10'unu kullanıyormuş, ben de onların yalancısıyım ama bazen bu %10 bile fazla geliyor oldu bana sanki :) Yatağıma yattığımda saatlerce eski aşklarımı, pişmanlıklarımı, sevinçlerimi, özlemlerimi, gelecek kaygısını vs. birçok şeyi düşünmekten, kendimi elimde bir sigarayla odamın camında ya da evimin balkonunda uzaklara dalmış bakarken bulur oldum.Ben de bunları boş boş düşünüp duracağıma yazıya dökeyim dedim ve bundan ötürü şu an burada bir şeyler karalamaya çalışıyorum.Düşündüğüm o kadar çok şey var ki; bilhassa geçmiş hakkında.Ben geçmişte yaşamamayı yeğleyenlerdenimdir aslında ama geleceği şekillendirenin geçmiş olduğunu bilenlerdenimdir.Geçmiş; bir insanın temelidir ve sağlamlığını o belirler diye düşünüyorum.Ayakları yere basan sağlam karakterli, güçlü bir kişiliğe sahip olduğumu umuyorum ve bunu da geçmişte yaşattıklarım ve bana yaşatılanlardan kaynaklı olduğu kanısındayım.Yaşadığım her kötü olayda acıya duyarlılık frekansımın biraz daha yükseldiği ve kimilerinin ağlayıp sızladığı olayların bana ne kadar sıradan geldiğini farkettim.Geçmiş ile temel arasında bağlantı kurarken demek istediğim sağlamlık buydu tam anlamıyla.Artık eskisinden çok daha dayanıklıyım ve arkadaşlarımın dert yandığı çoğu soruna sıradanmış gözüyle bakar oldum.Bir yandan güzel bir şey gibi de gelse aslında belki de ben insansı duygularımı kaybetmeye başlar oldum.Hayatı çok severim, neşeli bir yapım vardır karamsar bir imaj yaratmak istemem ama bu temel sağlamlığı (görmüş, geçirmişlik mi desem bilemedim) hayatın heyecanı azaltır oldu sanki.Çoğu şeye üzülmemek, beraberinde çoğu şeye sevinmemeyi de getirdi gibi.Aşk acısı çekmiyorum artık çekmeyeceğimi de düşünüyorum ama aşk sevinci gibi bir şey de yaşamayacağım gibi geliyor.O heyecan sanki artık hiç olmayacakmış, bazı duygulardan mahrum kalcakmışım gibi geliyor hayatımın geri kalan kısmında.Zıtlar dengesi tam anlamıyla bu olsa gerek, hayat bir tahtaravalli sanki bir ucu yere değmeyecek şekilde dengede duran.Omzumuzdan attığımız yükün, karşıtını da atıyoruz aynı zamanda...
Tam olarak hiçbir zaman kendimi anlatamadığımı ve tam olarak hiçbir zaman anlaşılmadığımı düşünen biri olarak muhtemelen yine kendimi tam anlamıyla anlatamadım ve eğer bu yazıyı okuyorsanız beni tam olarak anlamadınız ama içimden geçenleri nü bir şekilde aktarmaya çalıştım yine, anlayana...
Tam olarak hiçbir zaman kendimi anlatamadığımı ve tam olarak hiçbir zaman anlaşılmadığımı düşünen biri olarak muhtemelen yine kendimi tam anlamıyla anlatamadım ve eğer bu yazıyı okuyorsanız beni tam olarak anlamadınız ama içimden geçenleri nü bir şekilde aktarmaya çalıştım yine, anlayana...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)