Geldi, durdu, gitti. Geldi, durdu, gitti. Geldi, durdu, siktir olup gitti... Üç notalı, nakaratı uzun başa saran bir şarkıydı hayatına giren kadınlar onun için. Tek düze olmuş, kendini tekrar eden bir hayat! Gittikten sonra hepsinin aynı olduğu, varlıklarında ise "bu seferki farklı" dedirten, girdili çıktılı, kapı eşiğinden bakmalı kısa süreli hayat paylaşımlarıydı hepsi.
Misafirdi hep birilerinin hayatında, kalıcı değildi. O da istiyordu belki bir düzen kurmayı lakin yadırgıyordu belli bir zaman sonra yerini. Belki de "misafir şımartılmasını" seviyordu, kısa süreli el üstünde tutulmaları... Kimi kraliçe, kimi prenses, kimisi sultandı; demokrasi, hak ve eşitlikten söz edilemezdi. Çünkü daima birisi daha çok severdi, orta yolu yoktu. Eşit diye bir şey de yoktu zaten. Matematikteki soyut değerler için var olmuş bir kelimeydi, hayata uyarlandığında pratikte sınıfta kalan bir kelime.
O iyi olanı sevmek istiyordu sadece. Karşısına çıkan kendini ne kadar özel hissetse de onu özel kılan kendisi değil, karşısındaki adamın değer verilebilecek küçücük bir nokta dahi görse onu ödüllendirmek için elini korkak alıştırmamasıydı.
En sonunda hep yanıldığını fark etti. Hepsi kendisini özel hissetmişti ama onunla birlikteyken özel olduklarının farkına o an için varamıyorlardı. O öyle bir yüceltmişti ve büyütmüştü ki karşısındakileri, hiçbirisinin hayatına zorla girmemişken hatta çoğu onun hayatına girmeye çalışmışken şimdi kapı dışı edilmeye çalışılıyordu. Bu noktada özelden, genele yaklaşım ışık hızıyla kendisini gösterirdi. Anlıyordu ki bu da farksızdı, diğerlerinden tek farkı çıkış şekliydi belki de.
Hepsinin geri dönüşüne de tanıklık etti gidişlerine şahitlik eden gözleri. Kendini dünyanın en müthiş kadını hissederek gidenler; sıradan, basma kalıp bir varlık olduklarını hissettikleri gibi geri dönmeye çalıştıklarında, o zaten sıradan olduklarını gidiş anında anlayıp çoktan kapatıp kilitlemişti onlara kapıyı, asla açılmayacakmışçasına.
Hata yaptı, yaptı, yaptı, bir daha yaptı... Hatasının ne olduğunu da biliyordu, fazla değer yüklemek olduğunu da fark etti hep ama "ya bu hakediyorsa" dedi ve yine hata yaptı, yanıldı.
Değişti, ne mutlu ki en sonunda değişti. Anladı ki hayatına giren hiçbiri onun kadar değerli değildi. Yarattığı hayali karakterler, süper kahramanlardı sadece. Gerçek hayyatta var olmayan!
17 Kasım 2012 Cumartesi
9 Kasım 2012 Cuma
Cinderellalar
Her şey güzeldir en başta, çiçekler, böcekler, falanlar, filanlar... Farklıyımdır diğerlerinden, daha zekisindir, daha anlayışlı, daha komik, daha olgun, daha çocuk, daha deli... Sonra ise hepsi aynıdır benim için böyle düşünenler. Tuhaf bir iz bırakmışımdır ve yok olmuşumdur hayatlarından, zamanla şekil değiştirse de o iz bazıları için ufak bir tebessüm, bazıları için pişmanlık, bazıları için ise nefret saklar bir parça içinde.
Pişman mıyım? Bakıyorum da değilim, pişman olan ben değilim, pişman olduğumu anlarsam bilin ki o zaman kaybetmişimdir. Kızgınım sadece kendime, değer verilmeyeceklere zamanında ne kadar değer yüklediğim için. Bir değil, iki değil, üç değil... Benleyken fazla götü kalkıktır karşımdakinin, dünyanın en güzel kızı zanneder kendini, dünyanın en tatlısı, şirini vs. tüm güzel anlamları yüklenir. Bakar ki "Ben buysam eğer daha iyilerini hakediyorumdur belki" der. Gider... Gider ama bulamaz sığındığı hiçbir bedende kendini bu kadar fevkalade yapan özellikleri. Dünyanın en güzel, en tatlı, en iyisi değildir halbuki kandırılmıştır belki de benim gözümde o kadar değerli olmuştur ki yanılmıştır. Sonra ne mi olur? Döner... Dönerler hep ama bulamazlar çarptıkları kapının ardında kimseyi. Başka bir kapıyı aralamışımdır çünkü çoktan, eski ben değilimdir. İyi biri de değilimdir artık, duygusuz, umursuz biriyimdir artık.
Onlarla birlikteyken övmem kendimi, karşımdakini yüceltir, kendimi yererim daha çok. Benim yanımda rahat hissetsinler isterim kendilerini, özgüven sahibi olsunlar isterim. Ama ne kadar da yanlış yaptığımı hep daha sonra farkederim. Özgüven güzel bir şeydir fakat onu kullanmayı bilmeyen, eziklik psikolojisine sahip insanlar ne yapacaklarını bilemezler çoğu zaman ve kendilerini bir bok sanıp o bokun içine batarlar belli bir zaman sonra.
Kül kedisi masalından çıkmış gibidir hepsi. Hepsinin bir saati vardır zamanla yok olurlar, sonrasında büyü bozulur her şey masaldaki gibi prensin tekrar onu bulmasıyla tekrardan güzel olduğu gibi olmaz. O prens hiç gelmez, kim bilir hangi kül kedisini prenses yapıyordur, bilinmez.
Pişman mıyım? Bakıyorum da değilim, pişman olan ben değilim, pişman olduğumu anlarsam bilin ki o zaman kaybetmişimdir. Kızgınım sadece kendime, değer verilmeyeceklere zamanında ne kadar değer yüklediğim için. Bir değil, iki değil, üç değil... Benleyken fazla götü kalkıktır karşımdakinin, dünyanın en güzel kızı zanneder kendini, dünyanın en tatlısı, şirini vs. tüm güzel anlamları yüklenir. Bakar ki "Ben buysam eğer daha iyilerini hakediyorumdur belki" der. Gider... Gider ama bulamaz sığındığı hiçbir bedende kendini bu kadar fevkalade yapan özellikleri. Dünyanın en güzel, en tatlı, en iyisi değildir halbuki kandırılmıştır belki de benim gözümde o kadar değerli olmuştur ki yanılmıştır. Sonra ne mi olur? Döner... Dönerler hep ama bulamazlar çarptıkları kapının ardında kimseyi. Başka bir kapıyı aralamışımdır çünkü çoktan, eski ben değilimdir. İyi biri de değilimdir artık, duygusuz, umursuz biriyimdir artık.
Onlarla birlikteyken övmem kendimi, karşımdakini yüceltir, kendimi yererim daha çok. Benim yanımda rahat hissetsinler isterim kendilerini, özgüven sahibi olsunlar isterim. Ama ne kadar da yanlış yaptığımı hep daha sonra farkederim. Özgüven güzel bir şeydir fakat onu kullanmayı bilmeyen, eziklik psikolojisine sahip insanlar ne yapacaklarını bilemezler çoğu zaman ve kendilerini bir bok sanıp o bokun içine batarlar belli bir zaman sonra.
Kül kedisi masalından çıkmış gibidir hepsi. Hepsinin bir saati vardır zamanla yok olurlar, sonrasında büyü bozulur her şey masaldaki gibi prensin tekrar onu bulmasıyla tekrardan güzel olduğu gibi olmaz. O prens hiç gelmez, kim bilir hangi kül kedisini prenses yapıyordur, bilinmez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)