Uzun süredir yazamadığım yazılarıma bir tespit, görüş niteliğindeki bir yazıyla devam etmek istiyorum bu seferki konumuz biraz farklı. İkili ilişkiler ve hayat üzerine yazıyordum genelde aslında konumuz farklı desem de aynı paralelde fakat içeriği farklı biraz. Maneviyat üzerine bir ilişki üzerine yazacağım. Evet bugün değinmek istediğim konu 'İnanç', bir yaratıcı olup olmadığını sorgulama, sorguşamadan direkt inanma üzerine olacak.
Bu yazıyı aslında Ramazan ayı içerisinde yazmayı düşünüyordum, bir ay boyunca en büyük gündemi din oluşturduğu için ama önemli değil din hayatımızın her daim içerisinde olan bir kavram.
Aşırı dinci (dinci kelimesi itici gelmiştir bana aslında,dini kullanan gibi gelir bazen ama ülkemizde muhafazakar kesime söylenen bir hitap şekli olduğu için kullandım), muhafazakar tanıdığım, arkadaşım, eş, dostum çoktur. bunun yanında ateist, deist, agnostik, uçan spagetti canavarına tapan da bir çok arkadaşım, tanıdığım olduğu için bu konu üzerine iyi bir gözlem yapabildiğimi düşünüyorum. Şunu da öncelikle belirteyim benim inancım kimseyi ilgilendirmez ama hakkımdaki yanlış bilinen bazı şeyler canımı sıkmıyor değil. Ateist arkadaşlarım beni dini bütün biri olarak bildiği gibi, muhafazakar arkadaşlarımın bir kısmı da beni ateist zannediyorlar, hatta oruç tuttuğuma şaşırıp "sen ateist değil miydin" diye tepki verenler de oldu. Müslüman olduğumu belirtip en sonunda yazıma geçiyorum.
Malesef ki, İslam aleminde, bilhassa kökten dinci müslüman toplumların ilerleyememesindeki en büyük etkinin sorgulamaktan çekinmek olduğunu düşünüyorum. genetik miras mıdır, nedir anlamış değilim genelde müslüman toplumların çoğunda böyle bir durum hakim. Körü körüne inanma, bağlanma insanlara, toplumlara çok kötü şeyler yaptırabiliyor. Bunlara geçmişte çok kez şahit olmuşuzdur. Neyse konumuz dağılmasın, dal dala atlamayayım. Yakın çevrem de dahil olmak üzere, bakıyorum da çoğu ben diyen müslümanın Allah korkusu olmadığını farkettim. Allah korkusu ile cehennem korkusu birbirine karışmış durumda. İbadetini layıkiyle yapan müslümanlara sözüm yok genelleme yapmak istemiyorum bu konuda ama var olan böyle bir topluma değinmek istiyorum. İbadetlerin sevap kazanmak için yapılmasına karşıyım bunu demek istiyorum. Bir çok müslüman iyi davranışları yaparken ahlaki değerler çerçevesinde değil, sevap kazanma amaçlı yapıyorlar. 'Sevaptır2 diyerek yardım etmek o kadar itici geliyor ki içinden gelmiyorsa ne sevabıdır bu bir iyilik yapacaksan karşılığında bir şey beklemeden yapacaksın, sevap beklemek de neymiş.
Sen her konuyu kendine bağlıyorsun diyen arkadaşlarım vardı bana kızacaklar belki :) ama kendimden örnek vermek gerekirse, dinsel olarak önerilen, farz olan davranışların çoğunu dinsel açıdan bakmadan yapınca tamamen tinsel olarak kendimi huzurlu hissettiğim için yapıyorum. Bir iyiliği sevap işlemek için yapmak çok saçma geliyor, yaptığın iyiliğin sana getirisi iç huzur olmalıdır kanahatindeyim, iyi bir şey yapmış hissiyatı ile insanın kendini iyi hissettiren bir hareket olduğunu düşünüyorum.
Yanlış yaptığını düşündüğüm bu müslümanlara kıyasla içi temiz çoğu ateist arkadaşımın bu dünya için daha değerli olduğunu düşünüyorum. Zaten ateistlere her zaman saygım vardır, severim de kendilerini. Çok yakın arkadaşlarımın içinde de vardır kendileri. Çocukluğumdan beri "Allah var mı, yok mu?" diye sorgulayıp, kafayı yiyecek duruma gelme eşiğinde var olduğuna inanan birisi olarak, benle aynı yolu izleyip sorgulayan fakat olmadığı kanısına varan ateist arkadaşlara da saygım sonsuzdur. Sorgulamadan inanan çoğu müslüman, budist bir ülkede doğsaydı budist, hristiyan bir ülkede doğsaydı hristiyan olurdu. Şimdi doğru diye inandığı dinin, yanlış olduğunu düşünecekti hayatına annesinin, babasının dini neyse ona inanarak devam edecekti. O yüzdendir ki sonradan müslümanlığı seçenleri de çok takdir ederim.
Ben sorgulayıp olduğu kanaatine varsam da olmadığı kanaatine varsaydım da kendime hayali karakter olarak bir tanrı oluştururdum her halde diye düşünüyorum :) Biraz şizofrenik bir durum gibi gözükse de insan çok kötü bir ruh halinde, durumda olduğunda, derdini kimse ile paylaşamadığı durumlarda tanrısıyla konuşabiliyor. Bence insana kendini hissettiren her şey güzeldir ve bir tanrının olması da güzel bir şeydir. Güzel şeylerden de korkulmayacağı düşünülürse Allah korkusu diye bir terim yerine Allah sevgisi öbeğini kullanmak daha mantıklı gibi.
Son olarak ak sakallı dedemiz Karl Marx'ın "Dinler afyon gibidir, beyni uyuşturur" sözüne bir açıklama getirerek yazımı bitirmek istiyorum. Bir zamanlar sosyalist olmanın, dinsiz olma anlamına geldiği ülkemizde bundan rahatsızlık duyan bir kişi olarak şunu belirtmek isterim ki; Karl, yaşadığı dönemde kilise ile burjuvazi sınıfı birleşerek halkı sömürdükleri için bu sözü kullanmıştır. Zamanımızda da bu söz yanlış gibi gözükse de, ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Saygılar diliyorum herkese, kül tabağına tapana bile saygım vardır. Herkesin inancına saygı göstermeyi öğrendiğimiz zaman bu dünya daha yaşanabilir bir hal alacaktır...