Az önce bulaşık yıkamaya gittim; malum öğrenci evi yemek sonrası değil, tabak kalmamışsa eğer yemek öncesi yıkanır bulaşıklar genelde. Tam tabakları yıkayacağım; baktım ki karıncalar harıl harıl çalışıyorlar, ofis açmışlar tabağın üstünde. Yaz da geldi ya, yavaştan çıkmışlar ortaya belli ki. "Zarar vermeyeyim şunlara onlar da işçi, emekçiler, bir nevi ekmeğinin peşindeler, orak-çekiççi yaratıklar. Saat kaç olmuş hala çalışıyorlar vardiya nedir bilmeden." dedim.
Bir belgeselde izlemiş olacağım kuvvetle muhtemel; karıncalar yürürken bir salgı bırakırmış, dönüşte o salgıyı takip ederek dönüş yolunu bulurlarmış gibisinde bir şeyler deniliyordu. Öyle bir bilgi sahibi olmuştum işte bir yerden. Gerçekliğini denemek istedim tabi. Amcamın bir bakkal dükkanı var bizim köyde. Küçükken yaz aylarım sıkça orada geçerdi. Bakkalın duvarında telefon kablosunun girdiği bir delik vardı. O delik karıncalar için tapılası bir yer gibi duran bakkala giriş tüneliydi. Parmağımla deliğe doğru giden ve dönen karıncaların izlediği yolu, "acaba salgı var mı?" diye ovaladım. Çok tuhaf! Hepsi ilk önce durdu sonra sağa sola yönelmeye başlayıp dönüş yolunu bulmaya başladılar. Bir nevi Discovery Channel'da yayınlanan Mythbusters programındaki lavuklar gibi çalışmıştım. İzlediğim belgesel doğruydu.
Aklıma bu olay geldi işte. Bir şekilde tabağı yıkamalıydım, onlara yollarını şaşırtmadan. Acizdiler benim gözümde, aslında ağırlıklarının kırk katını da taşıyacak kadar da güçlüydüler kendilerince.
Sonra, ne mi yaptım? Aldım tabağı ve karıncalarla birlikte yıkadım. Karıncaları severim ben ama sadece severim, koruyup kollayamam, sadece sevebilirim. Her yıl farkında olmadan binlercesinin üzerine basıp geçmiyor muyuz zaten? Ama ben farkında olarak yaptım işte. Sonra tekrar bir düşündüm, aciz olan kim diye? Aciz olan bendim halbuki. Sevdiğim bir şeyi dahi koruyamayacak kadar aciz, kendimden bile. 'Bir karıncayı dahi incitemeyecek kişi', o ben değildim maalesef, hiçbirimiz değildi.
Polisiye romanların, filmlerin en vazgeçilmez klişelerinden; "katil mutlaka olay yerine dönecektir" sözünde de dediği gibi. Aynen ben de cinayet mahaline gittim ve bir sigara yaktım. Şimdi de döndüm, yüzsüz gibi taziye mektubu yazıyorum...
14 Nisan 2013 Pazar
28 Mart 2013 Perşembe
Duygu Kürtajı
Uzunca hoş sohbet geçen, "öyle işte" dedirten bir konuşmanın ardından. Ve birkaç saniyelik susma mesafesinden sonra "hoşgeliniz, beni etkilediniz" tabelası altında konuşma başlar...
♀-Sen bir kadının ne istediğinden iyi anlıyorsun aslında.(Tebessümlü gözlerle nabız yoklama)
♂-Öyle diyorlar, bilmiyorum anlıyorum galiba az biraz.(Duymayı beklediği soru karşısında kendinden emin cevap)
♀-Peki düşünmüyor musun hayatında kimseyi?(Konuya girme sorusu)
♂-Kendime vakit ayıramıyorum, bir de sevgiliyle uğraşamam. İlişkiyi yürütmek zor iş. Benim gibi özgürlüğüne düşkün, değişken ruhlu biri için daha da zor oluyor. Uzun ömürlü olmuyor ilişkilerim genelde. Bir ilişkiye başlarsam iki taraftan biri ya da ikisi elbet üzülecek. Zaten bu dünyada mutsuz insan fazla, mutsuz nüfusu arttırmaya lüzum yok.(Geçmiş kötü tecrübelere dem vurma)
♀-Hmmm. Çok karamsarsın ama belli ki kötü tecrübelerin olmuş. Belki de gerçekten sevmemişsindir hiçbirini, ondan bu kadar kısa ömürlü olmuştur ilişkilerin.(Optimist yaklaşımla karamsarlığı dağıtmaya çalışma.)
Montun sağ cebine giden el, paketten çıkarılan bir sigara, pantolonun sol cebine giden el, yanmaya hazır bir çakmak, sigaranın yakılması ve cevaben yapılan konuşma...
♂-İlişkiye başlamadan önce sevmek için zilyon tane neden bulabiliyor insan. Çoğunda "ahanda evleneceğim kadını buldum" diyorsun. Aşık olduğun an karşındakini öyle bir büyütüyorsun ki gözünde ama ileride aslında o kadar da büyütülecek bir yanı olmadığının farkına varıyorsun. Bu arada aşık da olmadım ben hiç sanırsam olduğumu sandım sadece. O yüzden duygularımı yavaşça çürütmektense, derin dondurucuda saklamayı tercih eder oldum artık ben de. Saf ve çocuksu kalıyorlar orada kimseye zararları olmuyor, ne güzel.(Durumu açıklama gayreti)
♀-Enteresan! Kendince haklısın tabi. Ama ön yargıların da var gibi. Korkuyorsun biraz, belli ki yıpranmışsın ama böyle hep sonunda ne olur diye düşündükçe mutlu olamazsın ki. Tadını çıkarmaya bak sonunda mutluluk varmış, hüzün varmış bilemez insan.(Olumlu düşünce aşılama çalışmalarına devam etme)
♂-Haklısın orası öyle tabi.(Tartışmadan kaçmak için verilen kısa cevap)
♀-Seni sevdim, çok farklısın herkesten.(Muhabbeti devam ettirmeye çalışma)
♂-Teşekkür ederim, herkese benzememeye çalışırım.(Noktalı virgül)
♀-Ama bu kadar karamsar düşünme lütfen. Emin ol bu düşüncelerini çürütecek biri çıkacak karşına.(İlla kanına girecek, kafaya koymuş bir kere)
♂-Umarım ama daha zamanının gelmediğini düşünüyorum.(Yine noktalı virgül)
♀-Beklemediğin zamanda gelir bulur insanı böyle şeyler.(Biraz kinaye)
♂-Orası öyle tabi. Murphy kanunları...(Muhabbete nokta koyma)
Orta-uzun bir sessizlik ve düşük garda doğru...
♀-Seni seviyorum.(Sol kroşe, Episode 2 başlangıcı denilebilir)
♂-Ben de seni sevdim. iyi bir kızsın.(Anlamazdan gelme, tebessüm etme)
♀-Ben o manada sevmiyorum ama seni.(Biraz ciddiyet)
♂-Ne manada seviyorsun?(Salağa yatma)
♀-Anla işte şapşal!(Hafif sinir ama "şapşal" kullanarak cümleyi sempatikleştirmeye çalışma)
Sigara söndürülür ve derin bir iç çekiş...
♂-Gel sana yapabileceğim en büyük iyiliği yapayım. Benimle neden yapamazsın detaylı bir açıklayayım. (Fazla ciddi ama empatik konuşma.). (Ayrıca bir duygu zamparasının anatomisi, duygu zamparaları ego tatminiyle yaşamlarını idame ettirirler. Karşı tarafı alttan alta etkileyip, sonra da bim bam bom.)
♀-Peki.(Bu kelimenin kelime anlamı hakkında hiç bir şey söylenemez, binlerce anlam içerir.)
Ardından konuşma çubuğuyla anlatılamayacak kadar uzun kendini kötülemeler, binlerce "neden olmaz?"'ı açıklayan nedenler gelir ve hiç bir neden bir defa duygularını açık etmiş birisini tatmin edemez. Kadınlar arzu edilmek ister ve bunun için çaba gösterir. Karşında ilgisini çeken bir erkek varsa ve o erkek umarsız davranırsa bu onu daha da büyük bir hedef haline getirir.
Daha ceninken öldürülmeye çalışılan duygular vardır. Asla yetişkin olamayacak duygular... İntikam alacak kadar büyüyemeyecektir belki ama laneti her daim onu öldürenin üzerinde olacaktır.
♀-Sen bir kadının ne istediğinden iyi anlıyorsun aslında.(Tebessümlü gözlerle nabız yoklama)
♂-Öyle diyorlar, bilmiyorum anlıyorum galiba az biraz.(Duymayı beklediği soru karşısında kendinden emin cevap)
♀-Peki düşünmüyor musun hayatında kimseyi?(Konuya girme sorusu)
♂-Kendime vakit ayıramıyorum, bir de sevgiliyle uğraşamam. İlişkiyi yürütmek zor iş. Benim gibi özgürlüğüne düşkün, değişken ruhlu biri için daha da zor oluyor. Uzun ömürlü olmuyor ilişkilerim genelde. Bir ilişkiye başlarsam iki taraftan biri ya da ikisi elbet üzülecek. Zaten bu dünyada mutsuz insan fazla, mutsuz nüfusu arttırmaya lüzum yok.(Geçmiş kötü tecrübelere dem vurma)
♀-Hmmm. Çok karamsarsın ama belli ki kötü tecrübelerin olmuş. Belki de gerçekten sevmemişsindir hiçbirini, ondan bu kadar kısa ömürlü olmuştur ilişkilerin.(Optimist yaklaşımla karamsarlığı dağıtmaya çalışma.)
Montun sağ cebine giden el, paketten çıkarılan bir sigara, pantolonun sol cebine giden el, yanmaya hazır bir çakmak, sigaranın yakılması ve cevaben yapılan konuşma...
♂-İlişkiye başlamadan önce sevmek için zilyon tane neden bulabiliyor insan. Çoğunda "ahanda evleneceğim kadını buldum" diyorsun. Aşık olduğun an karşındakini öyle bir büyütüyorsun ki gözünde ama ileride aslında o kadar da büyütülecek bir yanı olmadığının farkına varıyorsun. Bu arada aşık da olmadım ben hiç sanırsam olduğumu sandım sadece. O yüzden duygularımı yavaşça çürütmektense, derin dondurucuda saklamayı tercih eder oldum artık ben de. Saf ve çocuksu kalıyorlar orada kimseye zararları olmuyor, ne güzel.(Durumu açıklama gayreti)
♀-Enteresan! Kendince haklısın tabi. Ama ön yargıların da var gibi. Korkuyorsun biraz, belli ki yıpranmışsın ama böyle hep sonunda ne olur diye düşündükçe mutlu olamazsın ki. Tadını çıkarmaya bak sonunda mutluluk varmış, hüzün varmış bilemez insan.(Olumlu düşünce aşılama çalışmalarına devam etme)
♂-Haklısın orası öyle tabi.(Tartışmadan kaçmak için verilen kısa cevap)
♀-Seni sevdim, çok farklısın herkesten.(Muhabbeti devam ettirmeye çalışma)
♂-Teşekkür ederim, herkese benzememeye çalışırım.(Noktalı virgül)
♀-Ama bu kadar karamsar düşünme lütfen. Emin ol bu düşüncelerini çürütecek biri çıkacak karşına.(İlla kanına girecek, kafaya koymuş bir kere)
♂-Umarım ama daha zamanının gelmediğini düşünüyorum.(Yine noktalı virgül)
♀-Beklemediğin zamanda gelir bulur insanı böyle şeyler.(Biraz kinaye)
♂-Orası öyle tabi. Murphy kanunları...(Muhabbete nokta koyma)
Orta-uzun bir sessizlik ve düşük garda doğru...
♀-Seni seviyorum.(Sol kroşe, Episode 2 başlangıcı denilebilir)
♂-Ben de seni sevdim. iyi bir kızsın.(Anlamazdan gelme, tebessüm etme)
♀-Ben o manada sevmiyorum ama seni.(Biraz ciddiyet)
♂-Ne manada seviyorsun?(Salağa yatma)
♀-Anla işte şapşal!(Hafif sinir ama "şapşal" kullanarak cümleyi sempatikleştirmeye çalışma)
Sigara söndürülür ve derin bir iç çekiş...
♂-Gel sana yapabileceğim en büyük iyiliği yapayım. Benimle neden yapamazsın detaylı bir açıklayayım. (Fazla ciddi ama empatik konuşma.). (Ayrıca bir duygu zamparasının anatomisi, duygu zamparaları ego tatminiyle yaşamlarını idame ettirirler. Karşı tarafı alttan alta etkileyip, sonra da bim bam bom.)
♀-Peki.(Bu kelimenin kelime anlamı hakkında hiç bir şey söylenemez, binlerce anlam içerir.)
Ardından konuşma çubuğuyla anlatılamayacak kadar uzun kendini kötülemeler, binlerce "neden olmaz?"'ı açıklayan nedenler gelir ve hiç bir neden bir defa duygularını açık etmiş birisini tatmin edemez. Kadınlar arzu edilmek ister ve bunun için çaba gösterir. Karşında ilgisini çeken bir erkek varsa ve o erkek umarsız davranırsa bu onu daha da büyük bir hedef haline getirir.
Daha ceninken öldürülmeye çalışılan duygular vardır. Asla yetişkin olamayacak duygular... İntikam alacak kadar büyüyemeyecektir belki ama laneti her daim onu öldürenin üzerinde olacaktır.
9 Ocak 2013 Çarşamba
Adam Olmak
Başlık her ne kadar beni çok etkileyen, bana benim için çok önemli olan birini hatırlatan Rudyard Kipling'in yazdığı, Bülent Ecevit'in Türkçeye çevirdiği "Adam olmak" şiirini anımsatsa da bu yazıyı yazmama neden olan Ete Kurttekin'in "Benden Adam Olmaz" şarkısı oldu.
Uzun uzun zaman önce, benim için değerli ve bana şu ana kadar en çok değer veren insan tarafından ayrılırken işittiğim bir sözü anımsattı. "Senden adam olmaz.". O anın halet-i ruhiyesiyle haketmediğimi düşündüğüm fakat zamanla hak verdiğim bir sözdü sanırsam. Yoruma açık bir söz olduğunu düşünürüm, adam olmak teriminin standartları nelerdir başta onu irdelemek gerekir. O andaki derin hissiyat karmaşası içinde özümsemediğim bir sözdü, yaralanmanın sıcaklığıyla hissedilmeyen kurşunlar misali.
Günümüzde de çok kullandığımız sözler arasına girdi bu deyim hatta "adamın hasısın, adamın dibisin, adamın dip sosusun, adamın kare köküsün" gibi tanımlar pek de yabancı olduğumuz tanımlar değil. Peki nedir bu adam olmak? Sözlük anlamı: "Toplum tarafından genel olarak kabul görmüş bir ahlaka, kültüre, adaba ve tavra sahip olmak. Makbul olarak tanıtılan belli kalıpları üzerinde taşımaktır." şeklinde. Keza, "Okumuş ama adam olamamış" gibi sözcüklerden de çıkarabileceğimiz üzere adam olmak okullarda öğretilebilecek türden bir özellik de değil belli ki.
O sözü duyana kadar; iyi bir insan olduğumu, adam gibi adam olduğumu düşünürken değer verdiğim birinden duymak beni rencide etmekten öte adam olmadığım hissine kaptırdı zamanla. Yarı yolda terkedip gidenlerden olmuştum onun için, o yüzden haklıydı. Yani "adam olmak" göreceli bir kavramdı, başkası deseydi haketmediğimi düşünürdüm ama onun tarafından bakıldığında hakkını da veriyordum sözün. Arkadaşlık ilişkilerinde uzun ömürlü duracell piller gibi biri olsam da, ilişkilerimde sıradan çinko karbon pillerden farkım yoktu. Yara almış surattaki morluğu gizlemeye çalışan fondöten gibi, başka ilişkilerle kapatıyordum üstünü yara aldığım ilişkilerin. Birinin canını yaktıysam elbet bir sonraki benim canımı yakıyor, sonra ben sıradakinin, daha sonraki tekrar benim canımı yakıyor... Böyle danışıklı dövüşmüş gibi kendini tekrar edip sirkülasyon sağlanıyordu hayatta. Aldığım yaraları kapatmaya çalışa çalışa, tıpkı fondötenin yüzü zamanla eskittiği gibi bende eskiyordum zamanla.
Üzdüklerimize göre adam değil, bizi üzenlere göre bir avuntu kelimesi gibi bir iyi adamdık. Üzdüğümüzü düşündüklerimiz genelde iyi insanlar, bizi üzenler ise genelde kötü insanlar olmuştu gözümüzde. Hayatın düzeni bu olsa gerek iyiler, üzülen taraf oluyor malesef ama onlar adam oluyor işte!
Uzun uzun zaman önce, benim için değerli ve bana şu ana kadar en çok değer veren insan tarafından ayrılırken işittiğim bir sözü anımsattı. "Senden adam olmaz.". O anın halet-i ruhiyesiyle haketmediğimi düşündüğüm fakat zamanla hak verdiğim bir sözdü sanırsam. Yoruma açık bir söz olduğunu düşünürüm, adam olmak teriminin standartları nelerdir başta onu irdelemek gerekir. O andaki derin hissiyat karmaşası içinde özümsemediğim bir sözdü, yaralanmanın sıcaklığıyla hissedilmeyen kurşunlar misali.
Günümüzde de çok kullandığımız sözler arasına girdi bu deyim hatta "adamın hasısın, adamın dibisin, adamın dip sosusun, adamın kare köküsün" gibi tanımlar pek de yabancı olduğumuz tanımlar değil. Peki nedir bu adam olmak? Sözlük anlamı: "Toplum tarafından genel olarak kabul görmüş bir ahlaka, kültüre, adaba ve tavra sahip olmak. Makbul olarak tanıtılan belli kalıpları üzerinde taşımaktır." şeklinde. Keza, "Okumuş ama adam olamamış" gibi sözcüklerden de çıkarabileceğimiz üzere adam olmak okullarda öğretilebilecek türden bir özellik de değil belli ki.
O sözü duyana kadar; iyi bir insan olduğumu, adam gibi adam olduğumu düşünürken değer verdiğim birinden duymak beni rencide etmekten öte adam olmadığım hissine kaptırdı zamanla. Yarı yolda terkedip gidenlerden olmuştum onun için, o yüzden haklıydı. Yani "adam olmak" göreceli bir kavramdı, başkası deseydi haketmediğimi düşünürdüm ama onun tarafından bakıldığında hakkını da veriyordum sözün. Arkadaşlık ilişkilerinde uzun ömürlü duracell piller gibi biri olsam da, ilişkilerimde sıradan çinko karbon pillerden farkım yoktu. Yara almış surattaki morluğu gizlemeye çalışan fondöten gibi, başka ilişkilerle kapatıyordum üstünü yara aldığım ilişkilerin. Birinin canını yaktıysam elbet bir sonraki benim canımı yakıyor, sonra ben sıradakinin, daha sonraki tekrar benim canımı yakıyor... Böyle danışıklı dövüşmüş gibi kendini tekrar edip sirkülasyon sağlanıyordu hayatta. Aldığım yaraları kapatmaya çalışa çalışa, tıpkı fondötenin yüzü zamanla eskittiği gibi bende eskiyordum zamanla.
Üzdüklerimize göre adam değil, bizi üzenlere göre bir avuntu kelimesi gibi bir iyi adamdık. Üzdüğümüzü düşündüklerimiz genelde iyi insanlar, bizi üzenler ise genelde kötü insanlar olmuştu gözümüzde. Hayatın düzeni bu olsa gerek iyiler, üzülen taraf oluyor malesef ama onlar adam oluyor işte!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)