Bu gece diğer yazılarıma göre bir nebze olsun erken denebilecek bir saatte 03:10'da başlıyorum yazıma. Şu an beynim kafatasımın içinden fırlamak için bir delik ararcasına, dopdolu patlamaya hazır bir volkan gibi bekliyor içini boşaltmasını. Son birkaç yazımdan sonra blogum beni yakınen tanıyan insanlar tarafından takip sürekli takip edildiğini öğrendiğimden ötürü, otosansür yaparak yazmak zorunda kalıyorum. Keşke ilk başta yazmaya başladığım gibi sadece kendime yazabilseydim yazılarım. Nüdist yazılar olmaktan çıkıp, renkli elbiseler giydirmek zorunda kalıyorum üzerlerine. O yüzdendir, bu gece hiçbir isim, sahıs, yer, zaman belirtmeden yazacağım yazımı. Yazıma katmak istediğim çok insan var ama es geçeceğim onları. Yazımı yaratan gizli kahramanlarım olacak onlar.
Ben, "Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır" sözüne sonuna kadar katılırım. Bu gece beni gerçekten anlayan bir arkadaşıma, hayat hakkında bildiklerimi anlatmaya çalıştım. Beni az çok anladı, sonra o anlattı ben dinledim. Daha sonra da bu yazıyı, yazma şevki geldi içime ve şu anda kendisini yavaş yavaş örüyorum.
Şu anda insanlara göstermek istemediğim bir ruh halindeyim. Ne kadar güçlü bir insan olsan da, insanın kaldıramadığı anlar olmuştur hep. Zayıf yönlerimi ulu orta açmak istemiyorum ama yine de, onlara dokundurmadan bu yazı yazılmayacak gibi. Bu yazım da, yine insan mahlukatının genel kişiliği ve hayatın esir olduğumuz düzeni üzerine olacak.
Daha fazla uzatmadan konuya ortasından giriş yapıyorum. Hayatım hep gerçeği aramakla geçti, en doğruyu, en iyiyi bulmak için kaç tane çürük yumurta ayıkladım sepetten sayısını bilmiyorum. Bu ilişkilerimde de böyle oldu hep. Hiçbir ilişkime gönül eğlendirme amaçlı başlamadım, hatta süper seksi hatunları bu yüzden çok defa reddettiğim olmuştur ve "gay misin olum" tepkileri almam da epey fazladır. Her sevgilim ya da tanımak için takıldığım kız için "acaba gerçek aşkım bu mu?" diye yaklaştım. Çoğunda ilk başlarda "galiba buldum" deyip zamanla hayal kırıklığına uğradım ve yanıldığımı farkettim. Sonra da aşka karşı olan bir adam oldum çıktım işte. İnsanın kendine acı çektiren bir şeyi, sevmemesi kadar doğal bir şey yoktur herhalde. Ama artık bıraktım, gerçek aşkmış, falanmış, fistanmış ayaklarını. Öyle bir şeyin olmadığına inanıyorum. Çevreme dikkatli baktığımda evlenen insanların kaçı, gerçek aşkıyla evli ki. Çok film izliyoruz ve filmlerdeki gibi gerçek aşkımızı arıyoruz. Filmler ne kadar doğru olabilir ki, mutlu biten filmler gerçek olabilir mi? Bence olamaz, hiçbir son mutlu olamaz çünkü. Mutlu biten film tamamlanmamış filmdir tek gerçek bu! Neyse konuyu dağıtmayayım. Gerçek aşkım bu mu diye kimi aklımdan geçirdiysem üzüldüm, o yüzden öyle bir aşka inanmıyorum artık.
Sevilmemeyi kaldıramayan bir yapım var benim. Şımarıklık, ukalalık diyebilirsiniz belki ama biri beni istediğim gibi sevmediği zaman dayanamıyorum. Başıma pek sık gelen bir durum değildir. Geldiyse de zamanında, çoğunda pişmanlıkla birlikte geri dönüşler aldığım için kendimi rahatlattım hep. Eski aşkım olup da zamanında değişik nedenlerle elimden kaçırdığım ama şimdi elimin altında olan insanları gördükçe egomu tatmin ediyorum sanırsam. Egoist biri olduğumu düşünmezdim taa ki şu ana kadar. Evet galiba ben egoistim. Ve hayatta kıymetimi bilmeyen birine, her ya da geç kıymetimi farkettiriyorum.
Ama keşke böyle olmasa, benim sitemim ne kendime, ne karşımdakine, benim sitemim; hayatın düzenine... Neden insan evladı zamanında birinin kıymetini bilmez ki, neden insanları hep öldükten sonra ölümsüzleştiririz ? Şu an eski zamanlara gittim yine, zamanında deli gibi aşık olduğum kızlar beni kaybettikten sonra kıymetimi bilir oldu. Olmasın böyle istemiyorum, kimse benim kıymetimi içimdekiler öldükten sonra bilmesin.
Sitemim kimseye değil tekrardan diyorum, insan varlığının genel kişilik yapısına. Ben bu dünyada yaşamak istemiyorum. Bu düzenin yolcusu olmak istemiyorum cidden. İnsanlardan, her şeyden artık o kadar soğudum ki keşke bir köpek olarak falan gelseymişim şu dünyaya. Hachiko filmini izlediğim kadar, hiçbir insan ilişkisi beni duygulandırmamaştır mesela. Kıymet bilmeyi, sadakati bir insanın bu köpek kadar yapabileceğini sanmıyorum.
Anlatmak istediğim bunlar değildi tam anlamıyla aslında ama otosansür yapa yapa kendime nerelere kadar geldim. O yüzden yazımı yavaştan noktalıyorum ve bir daha yazmamayı düşünüyorum. Düşüncelerimi rahatça yazamayacaksam, birilerini kırmamak için kendi kendime sansür uygulamak zorunda kalıyorsam, yazmamamın hiçbir anlamı yoktur bundan sonra. İlk defa bir yazımı serim, düğüm yapıp çözümsüz bitiriyorum. Okuyan herkese özürlerimi iletiyorum, çünkü ben artık insanları sevmiyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder